Alevi toplumları tarih boyunca daima bir “varolma” mücadelesini vermiştir. Bunu yaparken kimi yazarlara göre ‘oportünist’ ve ‘sekter’ tavırlar içine girmiştir. Bu genellemelere katılmamakla birlikte, başka çıkar yolu yaratamayan bu toplumların – bilinçli veya bilinçsiz – daha çok “hayatta kalma ‘stratejilerin’i” uygulamış oldukları fikri bana daha yakın geliyor. Kimilerine göre böylesi bir tavır ‘zayıflık’ olarak nitelendirebilir. Ancak ben burada da farklı bir pencereden bakmayı tercih ediyorum; 

İçinde bulunduğumuz ve parçası olduğumuz ve bundan ötürü de isteyerek veya istemeyerek yeniden ürettiğimiz ve sabitlediğimiz bu dünya sisteminin kendi varlığını sürdürmesi adına, belirlediği kalıpları ve kategorileri var. Dünya günümüze dek ulus devlet modelleri üzerine inşaa edilmiş, tasarlanmıştır. Bu model içinde “erk” unsuru esastır. “Erk” yatay ve dikey düzlemde şekillendirdiği ve düzenlediği toplumları denetim ve kontrol altında tutmaya programlanmıştır. Bunu yapmak zorundadır çünkü gücünü ve varlığını bu şekilde sabitleştirmektedir. 

Alevi öğretisi “erk” zihniyetini reddeder ve “rızalık” ilkesi üzerinden “eşitlikçiliği” yeğler. Eşitlikçi yapıları talep eden bütün hareketler günümüze dek “erk” merkeziyetçi sistem tarafından tasfiye edilmiştir, marjinalleştirilmiştir, yok edilmiştir. Alevi öğretisi günümüze dek bu saldırılara ve pıstırma mekanizmalarına karşı direnebilmiştir. Bundandır ki, Aleviliği tasfiye etme çabaları bu merkez tarafından ısrarla sürdürülmektedir. 

Ne varki, Alevi toplulukları da kendi içinde farklılıkları barındırmaktadır. Bu farklılıkların kimisi egemen zihniyetin dayattıklarına karşı yeterince direnememiş ve giderek yüzyıllarca karşısında mücadele ettiği İslam şemsiyesi altına girmeye boyun eğmiştir. Ancak öğretinin önerdiği İnsan-ı Kamil merkezli yapılar herşeye rağmen belirginliğini koruyabilmiştir. Buradan hareketle hala bir umudun varolduğunu düşünüyorum;

Türkiye’de yeniden bir seçim arifesi içindeyiz; ‘Neoliberal İslamcı-Kemalist’ (AKP) bir rejimin Parlamentosu ve egemen olduğu bir sahada siyaset yapmaya çalışmak kanımca en azından ‘tek başına bir hareket’ olarak yetersizdir. Mevcut erk-zihniyetinin domine ettiği ve ‘kötünün iyisi’ bir çarpık demokrasi anlayışı Alevi öğretisinin tamamen tersinde durması gerektiği bir yapıdır. 

Maksat mevcut koşullarda rejimi ‘düşürmekse’ eğer burada demokratik dayanışma platformlarında etkin olmak ve ‘güç birliklerinde’ yer almak doğrudur. Ancak asıl hedefi şaşırmamak da kritik bir ayrıntıdır. Bu anlamda Aleviler AKP döneminin öncesindeki rejimi de çok iyi hatırlamalıdır. Aleviler CHP’yi de çok iyi anımsamalıdır. Aleviler dünya standartlarında faşist ve ırkçı Kemalizmi de çok iyi okumalıdır. 

‘Kötünün iyisini’ tercih etmekten artık vazgeçip tarihi tüm kesitleriyle ve bağlantılarıyla idrak etmeli ve mutlaka demokratik kitle ve sivil toplum hareketlerini ‘tabandan yukarıya doğru’ geliştirmek konusunda ısrarlı bir tavır içine girmeli ve buradan örgütlenmeyi geliştirmelidir. Ancak buradan itibaren sunulmuş olan ‘burjuva siyasetlerine’ karşı baskıyı esas kılmalı ve yazımın başında bahsettiğim ‘kontrol mekanizmasını tersten, yani aşağıdan, yani tabandan yukarıya yöneltmenin’ imkanlarını zorlamalıdır.

Alevi öğretisi ile ilgili bilinci yükselterek insan ve yaşam merkezli bir siyaset kültürünü talep eden güçlü bir siyasi aktör haline gelinmelidir. Bireyin güçlü ve bu bireylerin oluşturduğu bilinci yükseltmiş toplumların egemen olduğu gerçek bir demokrasinin güçlendiği oranda Alevilikler ve tüm sistem dışı bırakılmış ve ötelenmiş gruplar insan onuruna yakışır yaşamları yaşama şansına erişeceklerdir.

Zeynem Arslan 

27.03.2019

Fotocredit: PSAKD