Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Viyana’da Dr. Zeynep Arslan’ın koordinatörlüğünde “Dersim Soykırımı 80inci Yılında” Etkinliğine ev sahipliği yaptı.

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Viyana’da Dr. Zeynep Arslan’ın koordinatörlüğünde “Dersim Soykırımı 80inci Yılında” (Alm. 80 Jahre Dersimgenozid) etkinliğine ev sahipliği yaptı. 27 Kasım 2018 Viyana Volkskundemuseum’da (Tr. Halk Bilgisi Müzesi) gerçekleştirilen etkinliğe salonu dolduran ve etkinlik sonuna kadar ilgiyle takip eden bir dinleyici kitlesi eşlik etti. Davetliler arasında Avusturya Katolik-Ermeni Kilisesi papazı P. Paulus Kodjanian’ın yanısıra Avusturya İsrail Cemiyeti Genelsekreteri Sn. Raimund Fastenbauer ve Avusturya Süryani Kilisesi Cemiyeti de vardı.

Mehmet Gazi Derwiş Dede’nin Çerağ uyandırma duasıyla başlayan etkinlik, Dr. Arslan’ın katılanları selamlama konuşması ile devam etti. Arslan konuşmasının devamında salonda bulunan ve ressam-heykeltraş Medayin Demirbaş’ın hazırladığı Firik Dede’nin tablosunu tanıtırken, Firik Dede’nin Dersim 1938 Soykırımı sağkalanlarından bir tanesi olduğunu, ancak soykırımın anlık bir durum olmadığını ve bir süreç olarak işlediğini vurgulayarak, Firik Dede’nin daha sonra 1980 Askeri darbesinde evladı Behzat Firik’in Türk askerlerince işkence edilerek katledildiğini ifade etti. O vakitten sonra dünyevi hallerden elini çeken Firik Dede Dersim Kızılbaş Alevi geleneğinin son İnsan-ı Kâmillerinden olduğunu ve “Ölüm ölür, biz ölmeyiz” şiyarıyla devrinin daimliğine uğurlandığını anlattı. Ve devamında Dersim Soykırımının en önce ve özellikle ‘Kızılbaş-Alevilerin’e karşı bir saldırı ve imha operasyonu olduğunun altını çizen Arslan aynı zamanda Dersim’in etnik, inançsal ve dil boyutundaki farklılıklarının da altını çizerken, burada bazı milliyetçi akımların bölgede bulunan otantik ve özgün yapıya haksızlık ettiklerini ve tahribatı katmanlaştırdıklarını da vurguladı.

Daha sonra sözü alan 27 Ekim 2018’de Avusturya Alevi Birlikleri Federasyon’u Başkanı seçilen Özgür Turak ise özellikle Avusturya genel kitlesine seslenerek, “Alevi tarihinin bir göç, sürgün, katliam, asimilasyon ve soykırım tarihi olduğunu” ifade ederek, “Alevi gençlerinin yaşadıkları Avrupa diasporasında ve içinde bulundukları toplumlara daha iyi adapte olabilmeleri için, geçmişlerinin kafalarında uyandırdıkları soru işaretlerini çözümlemeleri gerektiğine” işaret etti. Bu anlamda etkinliğin önemini savunan Turak, “Aleviliğin artık Avrupa’nın da belirleyici bir parçası olduğunu ve Avusturya’da bu sebepten ötürü bağımsız bir Alevi İnancı olarak tanınmak istediklerini ve bu yöndeki çabalarının yoğunlukla devam ettiğini” belirtti. Avrupa’da Alevi toplumlarının arasında oluş(turul)an çelişkilerin Türkiye siyasetinden ayrı düşünülemeyeceğini” açıklayan Turak, bu konuda Alevileri duyarlılığa davet etti ve önümüzdeki süreçte gelişmeleri yakından takip etmelerini istedi.

Etkinlik iki panel ve bir tartışma oturumuyla gerçekleşti. Her iki panelde de farklı moderatörlerin eşliğinde üçer ayrı sunum yapıldı, katılımcı ve dinleyicilerin de soru-cevap ve tartışmalara canlı katılımı etkinliğin bu alanda çok önemli fikirsel bir boşluğun olduğunu da gösterdi. İlk paneli dilbilimci Profesör Katharina Brizic yönetti. Bu panelde aynı gün ve aynı saatlerde Almanya Frankfurt’ta gerçekleştirilen Dersim Meclisi Kongersine katıldığı için Viyana Dersim Konferansına katılamayan Rejisör ve belgesel film yönetmeni Kâzım Gündoğan bir video sunumu ile katılımda bulundu. “Soykırım/Tertele ve Dersim’in Kayıp Kızları” başlıklı sunumunu Birleşmiş Milletler 1948 Soykırım Anlaşmasına dayandırarak yapan Gündoğan, buradaki kriterlere göre Dersim’de bir Soykırımın yaşanmış ve yaşatılmış olduğunun bariz olduğunun altını çizdi. Aynı panelde aktivist ve araştırmacı yazar İbrahim Seven “Malazgirt 1071’den günümüze İslamlaştırma ve Türkleştirme” konu başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Bütün sunumların Almanca olarak yapıldığı etkinliğe İbrahim Seven’in Dersim Soykırım sürecinin Malazgirt 1071’de bölgede başlayan İslamlaştırma projesinin vahim bir devamı olduğunu ve tabloyu buradan başlatarak bir bütün olarak elealmak gerektiği tezi etki yarattı ve düşündürdü. Bu panelde üçüncü olarak söz alan 10. dönem Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu başkanı Ethem Şahin ise “bu İslamlaştırma sürecinin Türkiye’den ithal edilmiş olmakla birlikte özellikle Avusturya’da devam ettiğini ve Avusturya devletinin kendi siyasi çıkarlarından ötürü İslam-Alevi kanadına resmi statü tanımış olduğunu dahası Avusturya Alevilerini bu kanada dahil etme çabası içinde olduğunu vede bu harekete karşı ciddi bir mücadelenin verilmesi gerektiğini savundu.

İkinci panelde ise gazetci Duygu Özkan moderatörlüğü devraldı. Bu panelin ilk konuşmacısı, Avrupa Parlamentosunda bahar 2018’de kurulmuş olan “Avrupa-Alevi Dostluk Grubu” ile ilgili bilgi veren, Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Josef Weidenholzer’in asistanı ve Viyana Sorumlusu, Josef Zehetner’in konuşması ilgiyle takip edildiği salonda bulunan insanların yoğun soru yağmuruna tutulmasından anlaşıldı. Bir yandan bu dostluk grubunun oluşturulmuş olmasından ötürü memnuniyetini dile getiren katılımcılar bununla birlikte ne tür yaptırım değerinde çalışmaların yürütülebileceğine dair sorular ile Zehetner’e Avrupa Parlamentosuna aktarması üzere bir dizi taleplerini de ilettiler. Bu hararetli ve tartışmalı geçen sunum etnolog Dr. Maria Six-Hohenbalken’in sunumuyla devam etti. Six-Hohenbalken’in sunumu Dersim 1938’de Soykırım yaşanırken Avrupa devletleri ne durumdaydı ve onların yayın organları ne tür haberleri yayıyordu? Sorusuyla ilgiliydi. Çarpıcı bilgileri paylaşan Six-Hohenbalken Avrupa devletlerinin ve bilhassa Almanya’nın durumdan haberdar olduğunu hatta kimyasal silahları onların Türk ordusuna sattığını kanıtlayan belgeleri paylaştı. Konu ile ilgili daha fazla araştırmanın yapılması gerektiğine işaret eden ve özellikle gizli devlet arşivlerinin incelenmensi gerektiğini vurgulayan Six-Hohenbalken, Avrupa devletlerinin Dersim 1938 Soykırımından haberdar olmuş olduklarını bir kez daha açıkladı. Araştırmacı Martin Bitschnau ikinci panelin son katılımcısı oldu ve kadim Dersim topraklarında Ermenilerin ve Hıristiyanların izlerini sürdü. Özellikle Ermeni toplumunda aşiret sistemini yaşamış olan Mirakyanları anlatan Bitschnau, bu aşiretin üzerinden topraklarından sürülme, birbirine kırdırılma ve süreç içinde kendi topraklarında gerek devletin bölgeye yerleştirdiği Şafi-Müslüman beylikler, gerek devletin unsurları vede yerli halklar tarafından giderek marabalaşma ve darmadağın olma süreçlerini anlattı.

İkinci panelin sonrasında yarım saatlik bir ara verildi. Bu kısa mola, dinleyici ve katılımcıların Viyana Alevi Kadınlar Birliğinin hazırlamış olduğu büfe ile renk kazandı. Panelin sonrasında müzisyen Özlem Bulut meslektaşı Efe Turumtay ile birlikte Ermenice, Türkçe, Zazaca ve bir de Kurmanci olmak üzere Dersim’den dört ezgi seslendirdi.

Dersim 1938 Soykırım etkinliğinin son bölümünde tartışma paneli iletişim ve medya bilimleri uzmanı Dr. Ulli Weish moderatörlüğünde devam etti. Televizyon sunucusu Eser Akbaba, Sosyolog Kenan Doğan Güngör, siyasetçi Şenol Akkılıç ve müzisyen Özlem Bulut’un katıldığı bu panel katılımcıların kendi biyografilerinden “Dersimli” olmaya yönelik deneyim, algı, düşünce ve yaşamları ile ilgili konuları irdeledi. Dede’sinin “kötü bir insan” olduğunu ve “Dersimli bir Dersim düşmanı” olduğunu anlatan Bulut, “Türk Devletinin yaratmış olduğu tahribatı” (kendine yabancılaşma) bir başka boyutuyla gözler önüne serdi. Dersim’de devlet tarafından terör bahanesiyle sürdürülen orman yangınlarına vurgu yapan Akkılıç ise “Soykırım’ın günümüzde farklı biçimlerde devam ettiğini” anlattı. Sosyolog Kenan Doğan Güngör ise bir soru sordu: “Bizi birleştiren 1938 ise eğer ve 1938 öncesi ile ilgili bu kadar ilgisiz isek eğer, o zaman bizi birleştiren bu acıdan gelecek için neleri inşaa edebiliriz?” Sorusunu giderek daha fazla kendimize sormamız gerektiği yönünde tezini savundu. “Bu acının artık bir travmadan çıkması gerektiğinin ve acının olumlu ve gelecek için kaydadeğer bir deneyime dönüştürülmesi gerektiğini” söyleyen Güngör “aksi taktirde gelecek nesillere zamanla fazla birşey aktarılamayacağını” belirtirken, özellikle diasporada yetişen genç nesiller için bu Soykırımdan dersler çıkartarak mensubu oldukları yeni toplumlarda birer gelecek inşaa etme süreçlerini geliştirmeleri gerektiğini savundu. Eser Akbaba ise” ciddi bir kimlik tahribatının özellikle Soykırımdan sonra “susturulmuş bir neslin” ortaya çıkmış olduğunu”, onlardan sonrakı nesillerin ise “Türkiye’nin 1970 ve 1980 yıllarında sol siyaset atmosferinde şekillendiklerini ve ancak son yıllarda – buna kendisi da dahil olmakla birlikte – genç nesillerin yitirilmiş olan Kızılbaş-Alevi-Zaza kimliğinin kendisi için giderek daha fazla rol oynadığını ifade etti. “

“Dersim Soykırımı 80inci Yılında” başlıklı etkinlik katılımcıların biraz duygulandığı, biraz şaşırdığı ama daha çok da bolca düşündüğü bir bütünlükle coşkuyla ve başarıyla sona erdi.

 

Metin yazarı: Zeynep Arslan

Derleme: Suna Avgül

Kaynak: Kızılbaş Dergisi. Sayı 89. S. 6-7.