Zeynep Arslan: Bizim insanlarımız Türkiye’de İslam-Alevicileri’nin yolundan gitselerdi, zaten bunca katliamlara maruz kalmazlardı ki? Kaldı ki mevcut hükümetin yaratmaya çalıştığı “makul Alevilik”te” tam da budur! 

Viyana Yüksek İdari Mahkemesi’nin verdiği kararın hukuki bir zemini bir yerden sonra geçersiz kalıyor. Mahkeme’nin tutumunu inanç özgürlüğünü savunan evrensel insan hakları açısından değerlendirdiğimizde, son derece yanlı buluyoruz. Mahkeme ‘inancınızın içinde Hz. Ali, 12 İmamlar ve bunun gibi bir çok İslam dinine işaret eden imgeleri bulunduruyorsunuz. Bize göre siz İslam dinine mensupsunuz’ diyor. Oysaki, ne bir devletin nede onun kurumlarının toplumların inançlarıyla ilgili böyle “kişisel” niteleyebileceğimiz bir yorum yapma hakları yoktur!

Welg: Zeynep hanım, gerçekten de insanların kafası bu konuda bir türlü karışık olmaktan kurtulamıyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz bunu defalarca dile getirmeye çalıştık ve yazdıkta. Ben şahsen bu konuda ısrarlı biçimde bir muğlaklık yaratmanın altındaki mantığı da çok anlamış değilim. Bakın, dinler de kültürler ve diller gibi, değişken ve geçişkendir. Dolayısıyla, dinamik, yani hareketli olan bir yapıdan bahsediyoruz. İnsan hayatı ilerledikçe, yol katettikçe karşılaştıkları şeyler ile iletişime ve etkileşime girer. Şimdi bir değişimin gönüllü veya zoraki olduğu ve buradan çıkan sonuçlar birer sosyolojik gerçekliktir. Ancak o sosyolojik gerçeğin içinde bir değişim ve evrişim sürecinin olduğu da bir o kadar gerçektir. Şimdi Aleviliklerin içinde doğayı ve insanı merkez alan bir yapıyı buluyoruz. “14 bin yıl gezdim pervanelikte” demiş ulu ozan. Yani nedir 14 bin yıl? Tarım toplumunun tarihidir. Dolayısıyla 14 bin yılı yok sayıp, Alevilikleri 1400 yıllık bir İslam dininin içine sıkıştırma sevdalılığı nedir anlayamıyorum.

Welg: Peki, Aleviliğin içindeki İslam imgelerini nereye koyacağız?

Yani, 1400 yıl ’da İslam’ın imgeleri elbette ’ki Aleviliklerin içinde bir yer edinmiştir. Ancak, sormak isterim: Sizce ne kadar yer edinmiştir? Nerede başlıyor? Nerde bitiyor? Bakın, 12 İmam, Kerbela, Ana Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin belli bir yapıdan daha öteye gitmiyor. Ve ama biz bunları reddetmiyoruz ’ki zaten. Tercihini İslam’ın yolundan gitmeye koyanlara diyecek sözümüz yok bizim. Bu sosyolojik gerçekliği inkar etmek anlamına gelirdi. Ancak şunları da görmek zorundayız ki, cennet ve cehennem anlatısının olduğu bir İslam, doğa ile iç içe olan ve devriye anlatısını benimseyen bir Aleviliğin içine son derece ters düşmektedir. Alevilik dünyeviyken, İslam öteki dünyaya endekslemektedir insanları. Alevilik tanrıyı ve tanrısallığı sorgularken, İslam total bir biat ve tanrıya daima bir hesap verme hali ve cezai yaptırımlar olgusu içine sokmaktadır inananları. ‘Çerağ’ yakma geleneği ise Hıristiyan inancından bir ana unsurdur. Şimdi biz kalkıp ‘Alevilik Hıristiyanlığın neresinde?’ diye bir tartışma içine girebilirmiyiz? Peki, Sünnet ona bakarsanız Musevi inancının bir gereğidir. Şimdi kalkıp, ‘İslam Museviliğin neresindedir?’ tartışmasına girebilirmiyiz? Yani insanlar ve topluluklar daima birbirileriyle bir alışveriş ve bir etkileşim ve dönüşüm içindedir. Bu yapıyı salt siyah ve beyaz bir platforma çekmek ancak a-historik olmakla birlikte bilimsel verilerin tamamen tersinde durmaktadır ve aklı selim olan her insan içinde kabul edilemez bir yerdedir.

Welg: Avusturya’da yaşayan Aleviler için ana tartışma konusu nedir peki?

Avusturya’da “İslam-Aleviciliği” diye bir şey türetildi. Bunu Avusturya Devleti özellikle kendi İslam Yasasını yenilemek için bir araç olarak kullanmak için yaptı. Şimdi Alevilik İslam-Aleviciliği yapanların neyine yetmedi ki, gidip İslam Yasasının altında bir tanınmayı tercih ettiler? İnsanlar Sivas’ta ‘Burası Müslüman yurdu! Yakın kafirleri!’ diye canlarından edildiler. Şimdilerde ise Türkiye’de Türk olmanın yanısıra ‘Müslümanmışsın?’ sorusu ile bir çeşit dayatmalar ve mahalle baskıları devam etmektedir. İnsanlarımız Türkiye’de bile dahi hiçbir şekilde Diyanet İşleri Başkanlığına boyun eğmemişken, Avusturya’da son derece oportünist bir çizgide, resmen İslam-Alevileri diye bir şey ortaya türetildi. Bu tabloya bakınca, insan şaşkınlığını gizleyemiyor. Bizim insanlarımız Türkiye’de İslam-Alevileri yolundan gitselerdi, zaten bunca katliamlara maruz kalmazlardı ki? Kaldı ki mevcut hükümetin yaratmaya çalıştığı makul Alevilikte tam da budur!  

Welg: Avusturya İslam Yasasının bünyesinde bir tanınmaya erişmiş olmak, ne gibi bir sorun oluşturuyor?

Şimdi, Türkiye’de insanlar Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güdümüne girmeyi reddederken, Avusturya’da İslam-Alevicileri ona benzer bir yapılanmanın bir parçası oldular. Şu anda Üniversitede İslam-Alevi teolojisi İslam Enstitüsü’nün bünyesinde bulunmaktadır. Orada 6 tane profesör var ve bunlardan sadece bir tanesi Alevi profesörüdür. Kaldı ki, bu Alevi profesör de İslam Yasası’nın kendisine verdiği kısıtlı imkanlar dahilinde bir müfredat hazırlama hakkına sahiptir. Mesele, yüzyıllarca karşısında mücadele etmiş olduğumuz bir yapının Avusturya’da güdümüne girmiş olmaktır. Yani olan budur ve biz bunu kabul etmiyoruz.

Welg: Zeynep hanım, bundan sonraki süreçte Avusturya-ABF olarak neleri yapmayı planlıyorsunuz?

İç Hukuk’un bütün kanallarını zorlayacağız ve gereğini yapacağız. Mahkeme kendi kafasına göre bizi bir kalıba sıkıştıramaz ve bizim sunmuş olduğumuz tüm belge ve savunmaları hiçe sayamaz. Buradan itibaren Avusturya Anayasa Mahkemesine başvuracağız ve oradan çıkacak kararın bizim lehimize olacağından eminiz. Onun haricinde, Avusturya kamuoyuna sorunu daha geniş bir çapta intikal etmenin yollarını zorlayacağız. Medya ve siyaset ayağını iyi bir şekilde kullanmamız gerekiyor.

Welg: Son soru; sosyal Medya’da sahte hesaplar üzerinden bazı saldırılara uğruyorsunuz. Bunun için ne söylemek istiyorsunuz?

Ben şahsen, bu yalan hesapların arkasında olanlara ‘buyurun, isimlerinizi açıklayın ve halkın önünde ben sizinle teke tek tartışmaya hazırım!’ dedim, ancak buna yaklaşmak istemiyorlar. Bunlar şu anda sosyal medyada, arkadaşlarımızı hedef gösteriyorlar, karalama kampanyaları yapıyorlar, ve kadınlarımıza hakaret ediyorlar. Yani tıpkı bizlere ‘mum söndü’ karalaması yapanların yaptıklarını yapıyorlar. Onlara şunu söyledik ve burada tekrar etmek istiyorum: “Frantz Fanon ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ çalışmasında, ‘sömürülenlerin sömürgecilerinden öğrendiklerini, fırsatı ellerine geçirdikten sonra, kendi halklarına yapmaya başladıkları fenomenini anlatır. Bugün ise ‘kraldan daha çok kralcı’ kesilen bazı İslamcı-Alevicilik yapan yöneticiler ne yazık ki aynı gaflete düşmüş bulunmaktadırlar.”

 

Welg Medya.

Güncelleme: 06-02-2019 19:57:10 Tarih: 06-02-2019 17:29

Kaynak: Welg medya haber

Editör: haber merkezi